|
Anadille
Eğitim ve Türkçe
Yard.Doç.Dr. A. Üstüner -
Birses - 21.01.2003
Bilimsel açidan gelismis olan
milletlerin ekonomik ve kültürel
açidan da gelistikleri, siyasî
zeminde söz sahibi olduklari
bilinen bir gerçektir. Bilimsel
buluslardan yararlanabilen
ülkeler, vatandaslarinin gelir
seviyelerini yükseltmekte ve
onlar için daha müreffeh bir
hayat imkani saglamaktadirlar.
Bu gerçekler dolayisiyla çagimiz
genellikle bilim çagi diye
nitelendirilir. Bilimsel
bakimdan gelismek, bilimle
ilgili kurumsal ortamin
niteliginden çok bilim dili
olarak gelismis bir dile sahip
olmaya baglidir. Bir milletin
dili, her türlü fikir ve
düsünceleri bütün ayrintilariyla
ifade edebilecek bir zenginlikte
degilse, o milletin bilimde
ilerlemesi mümkün degildir.
Gelismis ve zengin bir dil, her
bilim dalinin egitim ve
ögretiminde de büyük kolayliklar
saglar.
Bilim
dili, bütün bilim dallarinin
araştırılmasında, eğitim ve
öğretiminde kullanilabilen,
bunun için gerekli terimlere ve
zengin bir kelime kadrosuna
sahip olan dildir. "Bilim dili
en basit tanimi ile bir dilin
genel kültür dilinden az çok
ayrilan, çesitli bilim
dallarinin, teknik ve sanat
alanlarinin gerekli kildigi söz
varligini, üslûp ve anlatim
özelliklerini ve terim
ihtiyacini karsilayabilen bir
dil demektir. Her bilim dalinin
dildeki genel kavramlar disinda
özel kavramlarin karsiligi olan
bir hayli terime de ihtiyaci
oldugu için bilim dili bir
bakima "kültür dili + terimlerin
olusturdugu özel bir dil" olarak
da tanimlanabilir." (Korkmaz,
2001; s.7-19) Bir dilin bilim
dili sayilabilmesi için, o dille
çesitli bilim dallarina ait
arastirmalarin, incelemelerin
yapilabilmesi, bunlara ait
sonuçlarin, yorum ve
degerlendirmelerin en ince
ayrintilarina kadar ifade
edilebilmesi; dilde bütün bilim
dallari için gerekli terimlerin
bulunmasi, çesitli fikir ve
düsünceleri anlatan kavramlari
karsilayabilecek isleklige ve
kelime kadrosuna sahip olmasi
gerekir. Her dilin insan duygu
ve düsüncelerini ifade etme
vasitalari ve sistemi farklidir.
Bu yüzden bir dilin diger bir
dile oranla üstün oldugunu iddia
etmek gerçeklere aykiridir. Bir
dildeki kelimelerin sayi
bakimindan fazlaligi veya sadece
yapim ve çekim eklerinin çoklugu
yahut söz dizimi özellikleri o
dilin baska bir dile üstün
oldugunu ortaya koymaz. Hiç bir
dil baslangiçta tam bir bilim
dili halinde dogmamistir. Ancak
islenmis veya islenmemis;
islenerek bilim dili, kültür
dili, edebî dil haline gelmis
veya gelememis dillerden söz
edilebilir. Yani dilleri
islenmislikleri bakimindan
kiyaslayabiliriz. Yazi dili,
bilim dili olarak kullanilmis,
bu sayede gelismis olan diller
zamanla daha zengin bir dil
özelligi kazanirlar. Yazi dili
haline gelmis bir dil, zamanla
edebiyat
dili, kültür dili, bilim dili
olarak kullanilir ve islenirse
zenginlesir.
Bir milletin bütün tarihi
boyunca edindigi kültürü, deger
yargilarini ve hayat
tecrübelerini sinesinde
toplayan, onu koruyan ve yasatan
"kutsal bir hazine" olan dil,
sadece iletisim araci olarak
düsünülmemelidir. Iletisim araci
olma niteligi yaninda dilin hem
fert ve hem de millet için daha
önemli olan yönü kültürel
kimligi belirleyici ve koruyucu
olan yönüdür. Milletin iç
dünyasini, ruhunu yansitan dil,
kisilerin mensubiyetlerinin,
milletlerine olan
bagliliklarinin da
belirleyicisidir. Kisiyle kendi
milleti arasindaki en saglam bag
dildir. Kendi milletine
bagliliginin devami, anadilin
bilinçli bir sekilde yeterince
ögrenilmesi ve kullanilabilmesi
ile mümkündür. "Toplumun millet
olarak yasayip devam edebilmesi
de buna baglidir. Egitim bu
sonucu sagliyorsa millet devam
eder; saglamiyorsa çözülür.
Ekonomik basarilarla
zenginlesmis fertler, millî dil
ve kültür bilinci tasimadiklari
takdirde, baska devletlerin
uydusu olmayi rahatlikla
isteyebilirler, yabanci bir dil
ve kültürü hiç kaygi duymadan
kendi dil ve kültürlerinin önüne
geçirebilirler." (Ercilasun,
2000; s.203-207)
Atatürk,
bu gerçekleri şu sözlerle dile
getirmektedir: "Millî his ile
dil arasindaki bag çok
kuvvetlidir. Dilin millî ve
zengin olmasi, millî hissin
inkisâfinda baslica müessirdir.
Türk dili dillerin en
zenginlerindendir. Yeter ki bu
dil suurla islensin."
Her çesit bilim dalinda egitim
ve ögretimin ana dille yapilmasi
bilimde ilerleme için temel
sarttir. Yabanci dille yapilan
bir egitimle bilimde ilerlemek,
gelismek, yaratici olmak mümkün
degildir. "Yaraticilik kisinin,
ulusun ve toplumun en
derinliklerinden gelen bir
güçtür. Bu gücün gelismesindeki
en önemli etken ise, kisiligin
ve kültürün derinliklerinden
gelen serbest çagrisimi
destekleyecek olan anadildir." (Sinanoglu,
1999; s.88)
Içinde anlasilmayan bir kelime
bulunan cümleleri bile
ögrenciler algilayamadiklari
için ezberleme yoluna gitmekte;
o cümledeki fikir veya düsünceyi
kendi cümleleri ile ifade
edememektedirler. Bir tek
kelimenin bile anlasilmamasi,
cümlenin bütünüyle
anlasilmamasina yol açmaktadir.
Sonuçta düsünmeyen, kavramayan,
anlamayan; anlamadiklari için de
anlatamayan, konu hakkinda
kendilerine ait düsünce ve
görüsleri olusmayan, yorum ve
degerlendirme yapamayan,
üreticilikleri ve
yaraticiliklari bulunmayan;
sadece ve sadece ezberleme
yoluna bas vuran ögrenciler
ortaya çikar. Anlasilmayan bir
kelime yüzünden cümleyi
kavramayan, ezbercilige yönelen
ögrencinin, tamamen yabanci
dille yapilan bir egitim ve
ögretim sonunda yaratici ve
üretici olmasi, bilime katki
saglamasi ne kadar beklenebilir?
"Egitim, büyük ölçüde, dil
araciligi ile bilgi, tecrübe ve
degerler aktarma süreci olduguna
göre, iletisim araci olan dilin
bu süreci kolaylastirmasi ya da
zorlastirmasi mümkündür.
Ögrencinin ilk kez karsilastigi
bir terim, eger onun zihninde
yakin anlamlari uyandirabiliyor,
ana dilindeki bilgi ve sezgileri
ile iliski kurma olanaklari
veriyorsa ögrenme islemi
kolaylasacaktir." (Sahin, 1994;
s.199)
Milletimizin zaman zaman egitim
dili olarak Türkçe disindaki
dilleri kullanmis olmasi veya
aydinlarimizin yabanci dillere
meyletmis olmalari, "dil
felsefecilerinin çözülüs sebebi
saydiklari ezbere gören, ezbere
düsünen nesiller yetismesine yol
açmis ve bunun faturasi
milletimiz tarafindan agir
bedellerle ödenmistir. Bunun
sonucunda kendi tarihine yabanci,
kendi varligi ve hayati üzerinde
düsünemeyen, fikir üretemeyen ve
dolayisiyla kendi felsefesini
yaratamayan aydin; bilim ve
düsünce birikiminden
yararlanamayan, yaraticilik ve
özgünlük yetenegi kaybolmus
nesiller ortaya çikmistir.
(Korkmaz, 2000; s.319-326) Daha
sonra da Türkçenin bilim dili
olamayacagi iddialari ortaya
atilmis; kendi ülkemizde bile
dilimiz ikinci plana
düsürülmüstür. Bu ülkenin en
zeki ve en seçkin çocuklari
kendi okullarimizda yabanci
dille egitim yüzünden hazirlik
siniflarinda bilimden
uzaklastirilmaktadir. Henüz
Türkçeyi yeterince ögrenmemis
gelecegimizin teminati olan bu
genç dimaglar yabanci dillerin
grameri, kelimeleri ve
terminolojisi ile
ugrastirilmakta; ögrenme,
düsünme ve üretmeleri adeta
engellenmektedir. Bu kusaklarin
aldiklari egitim dolayisiyla
asagilik duygusuna kapilmalari,
kendi kültürlerine
yabancilasmalari, yabanci
kültürlerin hayrani olarak
yetismeleri tabiî bir sonuç
olacaktir.
Osmanlilarda çok yaygin olarak
yürütülen din egitiminin
medreselerde Arapça ile
yapilmasi, bu egitimi alanlarin
zamanla eserlerini Arapça ile
yazmalarina ve Türkçe yazilan
eserlerde de agir bir dil
kullanilmasina yol açmis, dinî
konularda ortaya konan çok
sayidaki telif eserin tercüme
veya taklit düzeyinde kalmasina,
en azindan dilleri dolayisiyla
toplumun dinî egitimine katki
saglayamamasina yol açmistir. Bu
eserlerden faydalanma sansi
kaybolan halkimizi dinî
konularda egitme görevini bazi
çikar gruplari veya yari cahil
insanlar ellerine geçirmis, dinî
kurumlar bozulmus, çesitli
yanlis degerler dinin yerini
tutmaya baslamistir. Toplumun
ahlakî ve kültürel yönden
çözülmesi ve bozulmasi
dolayisiyla Osmanli devleti daha
hizli bir sekilde zayiflamis ve
yikilmistir.
Çünkü "Ögretimin yabanci bir
dilde yapilisi çesitli meslek
erbabi ile kendilerine hizmet
götürmekle görevli olduklari
kisiler arasindaki mesafeyi
büyütür, aralarinda anlasma
imkan ve ölçülerininn
zayiflatir. Yabanci bir dille
bir meslek edinmege çalismak çok
büyük bir çabayi gerektirir.
Ancak bir meslek edinmis
kimsenin meslegine iliskin
yabanci dil bilgisini edinmesi
kolaydir." (Sayili, 1994;
s.542)
Hikmet Bayur'un Ingilizlerin
egemenlikleri altindaki
Hindistan'da uyguladiklari
egitim politikasina ait
tespitlerinin bir kismi
sunlardir:
" Ilkögretimi yerli dillerle,
orta ve yüksek ögrenimi
Ingilizce ile yaptirmak ve
böylece:
1- Anadilin yahut millî dilin
gelismesini önlemek ;
2- Yabanci
dille egitim yapmanin
güçlügünden faydalanarak genç
yerli çocuklarin kafa
tesekküllerini geciktirmek,
onlari ders konularini anlamadan
ve sindirmeden ezberlemeye
mecbur etmek;
3- Ingiliz dili ve edebiyatinin
seçkin örnekleri ile beyinleri,
Ingiliz kültür ve medeniyeti
lehine yikamak, yerlilerde
eksiklik duygularini gelistirmek
ve köklestirmek; sömürgelerde
Ingiliz kültürünü yüksek
tabakadan baslayarak yaymak;
4. Millî dillerin gelismesini ve
millî egitimi engellemek, (Bayur,
1987; s. 371)
Bütün bu hedeflere sadece egitim
dili olarak Ingilizcenin
kullanilmasi ile ulasilabilecegi
gerçegi, üzerinde düsünmemiz ve
ders almamiz gereken bir
olgudur.
Türkiye'de meslegi ne olursa
olsun yabanci dil bilenlere ek
tazminat ödenmesi, akademik
çevrelerde içerigi nasil olursa
olsun yabanci bir dille yapilmis
yayinlarin üstün tutulmasi ve
bunlara benzer diger
uygulamalar, toplumumuzda
yabanci dillere olan talebi
arttirmistir. Yabanci bir dile
karsi ortaya çikan bu asiri
talebin sebeplerinden biri de "yabanci
dil ögrenimi ile yabanci dilde
egitim ve ögretimin birbirine
karistirilmis, iç içe girmis
olmasidir." (Korkmaz, 2001;
s.7-19)
Ülkemizdeki yabanci dil
talebinin diger önemli bir
sebebi de, bazi çevrelerin
Ingilizce'yi uluslar arasi bilim
dili diye göstermeye
çalismalaridir. Bu konuda Oktay
Sinanoglu sunlari söylemektedir:
"Dis ülkelerde edindigimiz
izlenim, en çok Türkiye'de
duydugumuz, dünya dili Ingilizce
olacak sözünün harp sonrasi bir
Anglo-Sakson propaganda ve
efsanesi oldugu yönündedir." (Sinanoglu,
Türkçe, 1999; s.88)
Sevim Tekeli'nin "Bilim
dillerinin tarihsel gelisimi"
baslikli çalismasinda uluslar
arasi dil veya bilim dili (!)
konusundaki tespitleri söyledir:
"Robert Hall, bütün dünyada tek
dilin konusulmasi konusunda
sunlari söyler: Uluslararasi dil
sorunu aldaticidir ve baslamak
için gerçekçi olmayan bir
varsayima dayanmaktadir. Dünyayi
sarmis olan sorunlar tümüyle dil
disidir ve tek bir dil konusmak
onlari çözümlemekte yardimci
olmayacaktir. Ispanyolca
konusulan Puerto Rico ve Yeni
Meksika'da Ingilizce egitim
yapilmasi iki toplumun da
zararina yol açmistir. Çünkü
çocuklar Ingilizce'yi iyi
ögrenemedikleri gibi
Ispanyolca'yi da
ögrenememektedirler. Hall'in
dedigi gibi yabanci dilde egitim
yapmak, o ulus için felaketlere
yol açacaktir. Her seyden önce
anadilin bir bilim dili olarak
gelismesini önleyecek, dili her
geçen gün körlestirecek, halk ve
okumuslar arasindaki uçurumu
gittikçe arttiracak, sonunda
halki daha cahil, okumusu kendi
degerlerine yabanci hâle
getirecektir." (Tekeli, 1994; s.
207-208)
Uluslar arasi bilim dili tezi
hakkinda Oktay Sinanoglu da
sunlari söyler: "Avrupa, orta
çaglarda "ululararasi" bir
Latince ile bilim dili yapmaga
çabalamis, fakat ancak
rönesansta ulusal dilleriyle
çalismaya basladiktan sonra
bilimde yaraticiliga
geçebilmistir. Ondan önce islam
dünyasinin bilim eserlerinin
Latince'ye çevirisi ve
ezberlenmesi ile yetinmek
zorunda kalmistir." (Sinanoglu,
1999; s.88)
Yukarıda belirttiğimiz gibi, bir
dilin zengin bir kültür ve bilim
dili haline gelmesi için
islenmesi gerekir. Türkçe
aydinlarimiz tarafindan zaman
zaman ihmal edilmis olmasina
ragmen, mevcut dünya dillerinin
hiç birinden geride kalan bir
dil degildir. Esasen yapisi ve
sistemi itibariyle bilim dili,
"bilgisayar dili" (Salihoglu,
2001; s.708) olmaya en uygun
dillerden biridir. Türkçenin bu
özelligi konusunda Zeynep
Korkmaz sunlari söylemektedir:
"Türkçe bilim dili olma
açisindan asla yetersiz degildir.
Bizce yetersizlik onun
özelliklerinin ve
yaraticiliginin bilinmemesinden,
ona gereken özen ve ilginin
gösterilmemesinden
kaynaklanmaktadir. Konuya bu
yönü ile ilgi gösterecek yerde,
sartlanmis yanlis bir zihniyetle
Türkçenin bilim dili olarak
yetersizliginden söz ederek
yabanci dilde egitim-ögretim ve
yayina agirlik tanimak dilimize
karsi haksizliktir,
saygisizliktir." (Korkmaz, 2001;
s.7-19)
Eski Uygur Türkçesi, Karahanli
Türkçesi, Eski Anadolu Türkçesi
yazi dillerinin anlatim gücü,
kelime hazinesi Dogan Aksan
tarafindan Türkçenin Söz Varligi
adli eserde çesitli yönleriyle
dile getirilmistir. Yazar bu
eserinde, Türkiye Türkçesinin ve
tarihî Türk yazi dillerinin söz
varligi bakimindan
zenginliklerini incelemekte;
deyimler, terimler, ikilemeler,
türetme gücü, çok anlamlilik,
kaliplasmis sözler gibi çesitli
yönlerden zenginliklerini ortaya
koymaktadir. (Aksan, 1996)
Esasen yabanci dil hayranliginin
yayginligi "Türkçenin
yetersizliginden degil, aydin
çevrelerde tipki Osmanli
aydinlarinda oldugu gibi;
yabanci hayranliginin gaflet
uykusuna dalinmasindan ve ana
dilimize karsi umursamaz,
sorumsuz bir tavir
takinilmasindan ileri
gelmektedir." (Korkmaz, 2001;
s.7-19)
Yabanci Türkologlardan Jean Deny
Türk dili için söyle der: "Büyük
bir oryantalist, Türk dili
hakkinda, insanin bu dilin
seçkin bir bilginler kurulunun
danisma ve tartismalari sonunda
meydana çikmis oldugu zannina
düsebilecegini söylemistir.
Fakat Türkistan bozkirlari
ortasinda kendi basina kalmis
beser zekasinin dogustan
edindigi dil duygusu
kanunlariyla yarattigini hiç bir
bilginler kurulunun yaratmasina
imkan yoktur." (Sayili, 1994;
s.388)
Max Müller de Türkçe için
sunlari söyler: "Türkçenin bir
gramer kitabini okumak bu dili
ögrenmek niyetinde olmayanlar
için bile bir zevktir. Türlü
gramer kurallarinin
belirlenmesindeki ustalik, isim
ve fiil çekimlerindeki
düzenlilik, bütün dil
yapisindaki saydamlik ve kolayca
anlasilabilme vasfi, insan
zekasinin dil araci ile beliren
üstün gücünü kavrayabilenlerde
hayranlik uyandirir... Türk
dilindeki duygu ve düsüncenin en
ince ayrintilarini belirtebilme
ve ses ve sekil ögelerini bastan
sona degin düzenli ve uyumlu
olan bir sisteme göre
birbirleriyle bagdastirip bir
araya getirme gücü, insan
zekasinin dilde gerçeklesmis bu
büyük basarisi olarak belirir.
Bir çok dillerde bu temel
yaratis çigirindan artik iz
kalmamis, bunlar gözden
gizlenmistir. Onlar çözülmez
kayalar gibi karsimizda durur.
Ancak dilcinin mikroskobu ile
dil yapisindaki organik ögeler
meydana çikarilabilir. Türk
dilinde ise her sey saydamdir,
apaçiktir. Bu öyle bir gramerdir
ki, billur bir ari kovaninin
içinde bal peteklerinin meydana
gelisini nasil izleyebilirsek,
bunda da düsüncenin iç
olusumlarini ayni sekilde
seyredebiliriz." (Sayili, 1994;
s.387)
Tarihî dönemlerde Türkçenin
disindaki bazi dillere bilim
dili olarak meyledilmesi, asla
Türkçenin yetersizligine
baglanamaz. Bu yönelislerin
çesitli dinî, siyasî ve sosyal
sebepleri bulunmaktadir. Ancak
sunu da belirtmek gerekir ki ne
sebeple olursa olsun
aydinlarimizin Türkçe disindaki
dillerle egitim veya bilim
yapmis olmalari hiç bir sekilde
mazur görülemez. Böyle bir hata
her seferinde de Türk kültürü
için vahim sonuçlar dogurmustur.
Yabanci dillerle egitim ve
bilimin yapildigi Selçuklu
devleti, "millî bir devlet
olmaktan çok bir hanedan
devletidir ve Selçuklu
hükümdarlari bütün Iranlilarin
da hükümdaridir. Böyle olunca
Farsça'yi yazisma dili ve
Arapça'yi da din ve ilim dili
saymakta sakinca görmemislerdir."
(Karal, 1994; s.22-23)
Ancak bu dönemde de Türkçe
konusma dili olarak gelismesini
sürdürmüstür. Ayni dönemlerde
bir takim siyasî gelismeler
dolayisiyla bir taraftan da
Türkçenin avantajli konuma
geçtigi görülmektedir. Fahrettin
Mübareksah 1204 yilinda yazdigi
Secere-i Ensâb adli kitabinda
söyle diyor: "Türklerin diger
kavimlere üstünlüklerinin baska
sebepleri de vardir. Bunlardan
biri sudur ki, Arapça'dan sonra
Türkçe'den daha ince ve daha
serefli olan bir dil yoktur.
Türkçe simdiye kadar hiç bir
çagda olmadigi kadar ragbettedir.
Bu hükümdarlarin ve
kumandanlarin çogunun Türk
olmasindandir. Herkes Türkçe
bilgisine ihtiyaç
hissetmektedir." (Sayili, 1994;
s.526)
Türk milleti siyasî açidan
azinlik durumunda kalmadigi
için, azinliklarin ruh haliyle,
yani kendilerini koruma
içgüdüsüyle davranmamislar ve bu
yüzden yabanci etkilere açik
kalmislardir. Kültürel
temaslarin yogun oldugu
dönemlerin pek çogunda askerî
güç ve nüfus bakimindan daha
güçlü durumda olanlar
Türklerdir. Ayrica din
degisiklikleri esnasinda Türkler
karakter özellikleri dolayisiyla
yeni dinlerini bütün
samimiyetleri ve dürüstlükleri
ile benimseyerek, yeni dinin
kendisinden önce ortaya konmus
kültürel degerlerini hiç
yadirgamadan benimsemislerdir.
(Üstüner, 2001; s.50-57)
Islam dünyasinda Arapça'nin
üstünlügünü savunan ve hadis
oldugu iddia edilen pek çok
uydurma rivayet yayilmistir.
Kur'an'in Arapça olmasinin
imtiyazini kullanan Araplar,
yaydiklari bu sözlerle Islam
dünyasinda Arapça'ya ve
dolayisiyla Arap kültürüne bir
kutsallik kazandirmaya
çalismislardir. Bu sözlerden
biri su sekildedir: "Allah'in en
nefret ettigi dil Farsça'dir.
Seytanlar Huzistanlilarin (Iran
topraklarinda bir bölge, Huzi
dili), cehennemlikler
Buharalilarin, cennetlikler
Araplilarin dilini kullanirlar."
(Cündioglu, 1996; s.143-146)
Arapça disindaki dilleri
asagilayan bu anlayis, Türkler
arasinda az da olsa etkili olmus,
Iranlilar arasinda ise, bunlara
benzer rivayetlerle Farsça
savunuldugu için pek ragbet
bulmamistir. "Allah gazab
ettiginde vahyini Arapça, razi
oldugunda Farsça inzal eder." (Cündioglu,1996;
s.147-148) seklindeki pek çok
söz de Farslilar tarafindan
uydurulmustur. Bütün bu
gelismeler sonunda Osmanli
aydinlarinin büyük bir kismi
Arapça ve Farsça'ya ragbet
göstermislerdir: "Haci Pasa 14.
yüzyilin sonlarina dogru yazdigi
Telhisü's-Sifa adli eserinde,
herkesin anlayabilmesi
maksadiyla Türkçe yazmis
oldugundan dolayi özür dilemek
lüzumunu duymustur." (Sayili,
1994; s. 527)
Müstemleke ülkelerde oldugu gibi
yabanci dille egitim yapmanin
Türk dili ve kültürü için büyük
bir tehlike arz ettigi herkesçe
bilinen bir gerçektir. Yabanci
dille egitim yoluyla bilimde
ilerlemeyi beklemek bos bir
hayaldir. Çesitli yanlis
uygulamalarin toplumda yarattigi
talepten kaynaklanan yabanci
dile yönelme, asla Türkçenin
yetersizligine baglanamaz. Bizim
için hayatî önem tasiyan
Türkçemizin gelismesi hususunda
herkes elinden geleni yapmali,
bununla ilgili yanlis tutum ve
uygulamalara son verilmelidir.
Kaynakça:
Aksan, Dogan, Türkçenin Söz
Varligi, Ankara 1996
Bayur, Hikmet, Hindistan Tarihi,
3. C., Ankara 1987
Cündioglu, Dücane, Anlamin
Buharlasmasi ve Kur'an, Istanbul
1996
Ercilasun, Ahmet Bican, "Yirmi
birinci yüzyila girerken millî
kimlik olusturmada dilin önemi",
Türk Dili, S.579 (Mart 2000),
s.203-207.
Karal, Enver Ziya, "Osmanli
Tarihinde Tük Dili Sorunu",
Bilim Kültür ve Ögretim Dili
Olarak Türkçe, Ankara 1994, s.
7-96.
Korkmaz, Ramazan, "Dil
bilincimizin serüveni veya bir
varlik alani olarak Türkçe ve
Atatürk", Türk Dili, S.580
(Nisan 2000), s.319-326.
Korkmaz, Zeynep, "Bilim Dili ve
Türkçe", Türk Dili, Sayi: 595
(Temmuz 2001), s.7-19.
Salihoglu,Prof. Dr. Hilmi
"Bilim dili Türkçe, yazim dili
Türkçe", Türk Dili, S.600 (Aralik
2001), s.708-709.
Sayili, Aydin, "Bilim ve
Ögretim Dili Olarak Türkçe",
Bilim Kültür ve Ögretim Dili
Olarak Türkçe, Ankara 1994, s.
325-590.
Sinanoglu, Oktay, Türkçe, Bursa
1998
Sahin, Nail, "Dil ile zihin
isleyisinin etkilesimi", Bilim
Kültür ve Ögretim Dili Olarak
Türkçe, Ankara 1994, s.181-204
Tekeli, Sevim, "Bilim dillerinin
Tarihsel Gelisimi", Bilim Kültür
ve Ögretim Dili Olarak Türkçe,
Ankara 1994, s.205-232.
Üstüner, Ahat, "Türkçenin
Anlatim Gücü", Türk Dili, Sayi:
589 (Ocak 2001), s.50-57.
|